Acil durum parasıyla hisse almak, yalnızca fiyatın yükselip yükselmeyeceğiyle ilgili bir karar değildir. Asıl mesele, o paraya ne zaman ihtiyaç duyacağını bilememendir. Maaş gecikmesi, beklenmedik bir ev masrafı veya sağlık gideri için nakit gerektiğinde hisseni satmak zorunda kalabilirsin. O günkü piyasa fiyatı ise senin ödeme tarihine göre belirlenmez. Bu durumun adı likidite riskidir: İhtiyaç anında paraya erişebilme meselesi. Borsada işlem gören bir hisseyi satabilmek, istediğin fiyattan satabileceğin anlamına gelmez. Fiyat alış maliyetinin altındaysa, bekleme seçeneğin olmadığı için zararı satışla kesinleştirebilirsin. Yatırım için ayırdığın parayla acil giderler için ayırdığın para bu yüzden aynı işi yapmaz. Peki şirketin borcu neden önemli? Şirket borçlandığında faiz ve anapara ödemelerini karşılamak zorundadır. Borcun varlığı tek başına kötü bir işaret değildir; şirketin elindeki nakit, kazancı ve ödeme takvimi de önemlidir. Ancak borç yükü ağırsa ve işler yavaşlarsa, bu ödemeler şirketin hareket alanını daraltabilir. Piyasa bu baskıyı hisse fiyatına yansıtabilir. Tam kira ödemek için satış yapman gereken dönemde yaşanan bir düşüş, seni istemediğin bir fiyattan satmaya itebilir. Böyle bir düşüşün ne zaman yaşanacağını önceden bilmek mümkün değildir. Kontrol edilecek iki şey var. Önce portföyündeki şirketin bilançosunda borcuna ve nakit durumuna bak; yalnızca hisse fiyatına odaklanma. Ardından kendi nakit ihtiyacını düşün: Beklenmedik giderlerini hisse satmadan karşılayabilecek, kolay erişilebilir ayrı bir tutarın var mı? Acil durum parası için kritik özellik yüksek getiri beklentisi değil, ihtiyaç anında kullanılabilir olmasıdır. Şirketin riskini değerlendirmek önemlidir; fakat kendi ödeme gününü piyasanın insafına bırakmamak daha temel bir kontroldür.