Portföyünde birkaç farklı fon görmek güven verebilir. İsimleri ayrı, yöneticileri ayrı, fiyatları ayrı. Fakat çeşitlendirme, yalnızca fon sayısını artırmak değildir. Önemli olan, bu fonların paranı gerçekte nereye yatırdığıdır. Üç farklı marketten alışveriş yaptığını düşün. Eve geldiğinde üç poşetin içinde de aynı ürünün ağırlıkta olduğunu görüyorsun. Poşetlerin sayısı artmış olsa da alışverişinin içeriği pek değişmemiştir. Fonlarda da benzer bir durum yaşanabilir: Farklı fonlar aynı şirkete yüksek ağırlıkla yatırım yapıyorsa, o şirketin fiyat hareketi portföyünün birden fazla bölümünü etkileyebilir. Buna portföy yoğunlaşması denir; yani paranın sandığından büyük bir kısmının aynı riske maruz kalması. Sürekli fiyat ekranı izlemek bu durumu daha zor yönetilir hâle getirebilir. Bir şirketin fiyatı düştüğünde, onu yüksek ağırlıkla taşıyan fonlar da etkilenebilir. Ekranda birkaç fonun aynı anda gerilediğini görmek, kaybın her taraftan geldiği hissini yaratır. Panikle satış yaparsan ve satış fiyatın alış fiyatının altındaysa, aradaki fark gerçekleşmiş zarar olur. Fiyatın daha sonra toparlanıp toparlanmayacağını ise kimse kesin bilemez. Buradaki mesele, düşüşü yok saymak değil; kararını yalnızca o anki kırmızı ekrana teslim etmemektir. Peki portföyünün gerçekten ne kadar dağıldığını nasıl anlarsın? Fonların yayımladığı portföy dağılımlarına bak. Özellikle en büyük yatırımlarını ve bu yatırımların fon içindeki ağırlıklarını karşılaştır. Aynı şirket birden fazla fonda belirgin yer tutuyorsa, fonların farklı isimler taşımasına rağmen ortak bir riskin olabilir. Portföy bilgilerinin dönemsel olarak değişebileceğini de unutma; baktığın verinin tarihini kontrol et. Kısacası çok fon sahibi olmak, otomatik olarak çeşitlenmek değildir. Önce fonlarının içinde ne olduğunu gör, sonra ekrandaki günlük harekete nasıl tepki vereceğine karar ver. Paranı korumaya yönelik daha sağlam bir başlangıç, fon sayısını değil taşıdığın ortak riski bilmektir.