Bir hisse yükselirken daha fazlasını alma isteği güçlüdür. “Şimdi almazsam fırsat kaçacak” düşüncesine FOMO, yani fırsatı kaçırma korkusu denir. Sorun yükselen bir hisseyi takip etmek değil; heyecanla pozisyon büyütürken toplam riskin ne hale geldiğini gözden kaçırmaktır. Diyelim ki bir şirketin hissesini doğrudan aldın. Ardından yatırım yapmak için bir fon seçtin. İki ayrı işlem yaptığın için paranı iki farklı yere dağıttığını düşünebilirsin. Fakat fonun portföyünde de aynı şirket varsa, paran o şirkete ikinci bir yoldan bağlanmış olur. Birden fazla fon tutuyorsan aynı hisseye dolaylı yatırımın daha da artabilir. Bunu alışveriş sepeti gibi düşün. Aynı ürünü farklı raflardan toplamak, sepetindeki ürün çeşitliliğini artırmaz. Yatırımda da işlem sayısı ya da fon sayısı tek başına çeşitlendirme anlamına gelmez. Önemli olan, toplam paran içinde tek bir şirketin ne kadar yer kapladığıdır. Buna yoğunlaşma riski denir: Portföyünün önemli bir bölümü aynı şirketin performansına bağlı hale gelir. Kontrol etmek için önce fonlarının açıkladığı portföy dağılımına bak. Aynı şirketin fonlarda bulunup bulunmadığını ve her fondaki ağırlığını incele. Ardından her bir fondaki yatırım tutarını o şirketin fondaki ağırlığıyla çarparak yaklaşık dolaylı yatırımını bul. Bu tutarları, doğrudan sahip olduğun hisse tutarıyla topla. Son olarak elde ettiğin toplamı portföyünün tamamıyla karşılaştır. Fonların yayımladığı dağılımın belirli bir tarihe ait olduğunu, bugünkü ağırlığın değişmiş olabileceğini de unutma. Buradaki ders, yükselen her hisseden uzak durmak değil. FOMO ile yeni bir alım yapmadan önce zaten ne kadar risk taşıdığını bilmek. Çünkü farklı işlemler yapmak, her zaman farklı riskler almak demek değildir.