Portföyünde zararda duran bir hisse gördüğünde aklından ilk ne geçiyor? “Yatırım gerekçem hâlâ sağlam mı?” sorusu mu, yoksa “Alış fiyatıma gelsin, sonra düşünürüm” cümlesi mi? İkincisi tanıdık geliyorsa kararı şirketle ilgili bilgilerden çok, zararı kabul etme isteksizliğin etkiliyor olabilir. Buradaki kavram batık maliyet yanılgısı. Daha önce harcadığın paranın, bugün vereceğin kararı gereğinden fazla etkilemesi demek. Günlük hayatta ayağını vuran bir ayakkabıyı düşün. Parasını ödemiş olman, onu giymeye devam etmeyi daha iyi bir karar yapmaz. Yatırımda da bir hisseye hangi fiyattan girdiğin önemlidir; ama tek başına, onu bugün tutmak için yeterli gerekçe değildir. Bu, düşen her yatırımın hemen satılması gerektiği anlamına gelmez. Fiyat dalgalanabilir; başlangıçtaki yatırım gerekçen hâlâ geçerli olabilir. Kritik ayrım şudur: Pozisyonu geleceğe dair makul bir gerekçeyle mi tutuyorsun, yoksa ekrandaki zararı kabul etmek istemediğin için mi? İlk durumda değerlendirme yapıyorsun. İkinci durumda gururun risk yönetiminin önüne geçiyor olabilir. Zarar kesmek, bir pozisyonun zararını sınırlamak amacıyla önceden belirlediğin koşullarda çıkmayı değerlendirmektir. Bu koşul yalnızca belli bir fiyat seviyesi olmak zorunda değildir. Yatırım gerekçesinin bozulması veya pozisyonun portföyünde taşımak istediğinden fazla yer kaplaması da değerlendirmene girebilir. Ama koşulu ancak zarar büyüdükten sonra, o anki duyguna göre değiştiriyorsan ortada sağlam bir plan yoktur. Kendi portföyüne bakarken ilk alma nedenini bir cümleyle yaz. Sonra bugün bildiklerinle aynı gerekçeyi savunup savunamayacağını sor. Cevabın yalnızca “Zararına çıkmak istemiyorum” ise bu, yatırımı tutma nedenini yeniden incelemek için güçlü bir işarettir. Geçmişte ödediğin fiyatı değiştiremezsin. Bugünkü kararını neye dayandırdığını ise kontrol edebilirsin.