Yatırımda zarar görmek can sıkıcıdır. Daha tehlikeli olan, bu zararı hemen kapatma isteğiyle acil durum birikimini de aynı riske sokmaktır. Çünkü yatırım için ayırdığın para ile beklenmedik bir masrafı karşılamak için tuttuğun para aynı işi yapmaz. İlki değer dalgalanmalarına belirli bir süre dayanabilecek şekilde planlanabilir. İkincisine ise tam da planlamadığın bir günde ihtiyaç duyarsın. Diyelim ki arabanın tamiri için kullanabileceğin para bir hissede duruyor. Tamir masrafı çıktığında hisse fiyatı alış fiyatının altında olabilir. Paraya hemen ihtiyacın varsa fiyatın toparlanmasını bekleme seçeneğin kalmayabilir. Satış yaparsan o ana kadarki düşüşü gerçekleşmiş zarara dönüştürürsün. Buradaki mesele hissenin mutlaka düşecek olması değil; nakit ihtiyacının zamanını piyasanın değil, hayatın belirlemesidir. Bu durum likidite baskısı yaratır. Likidite, bir varlığı gerektiğinde nakde çevirebilme kolaylığıdır. Borsadaki bir varlığı satabilmek, acil durum paranı mutlaka uygun koşullarda kullanabileceğin anlamına gelmez. Fiyat düşüşü piyasa riskidir; tam o sırada nakde ihtiyaç duyman ise satış kararını zorlayabilir. İki durum birleştiğinde normalde erteleyebileceğin bir satışı yapmak zorunda kalabilirsin. Bu hata neden kolay fark edilmez? Çünkü ekranda hâlâ bir varlık görünür. Kişi paranın orada durmasını, her an aynı tutarda harcanabilir olmasına eşit sayabilir. Üstelik kaybı hızla telafi etme isteği, acil durum birikiminin asıl görevini unutturur: Beklenmedik masraflar çıktığında seçenek bırakmak. Kontrol edilmesi gereken noktalar nettir. Acil durum paran yatırım için ayırdığın tutardan ayrı mı? İhtiyaç halinde kolayca erişilebilir mi? Değeri, kısa sürede ortaya çıkabilecek bir masrafı karşılamanı zorlaştıracak kadar dalgalanıyor mu? Bu soruların amacı hangi yatırımı seçmen gerektiğini söylemek değil, zorunlu giderler için ayırdığın paranın gerçekten görevini yapıp yapmadığını görmektir. Zararı kovalamak bir karar hatası olabilir; güvenlik yastığını aynı karara bağlamak ise ihtiyaç anındaki hareket alanını daraltır.